Haberler / Duyurular

Altur Turizm’in sahibi Abdurrahim Albayrak: Elimde serum şişesi ayağımda terlikle stada koştum

 Adrenalin kalbini fazlasıyla yordu Albayrak’ın. Zaten o sevinç görüntülerinin internete ve televizyona yansıdığı Galatasaray-Bordeaux maçına da doktor izin vermediği için gidememiş, ofisinde maçı izlerken kendinden geçmişti. Bence o Galatasaray’ın en güzel sevinç fotoğrafı. Futbolcuların Abdurrahim Abisi, tez canlı, komik, heyecanlı, çalışkan Abdurrahim Albayrak... Röportaj için çarşamba gününü seçtik. Bilen bilir, bilmeyenler için yazalım. Her çarşamba Altur’da Karadeniz yemekleri günüdür. Abdurrahim Albayrak misafirleriyle Karadeniz yemekleri eşliğinde sohbet eder. Biz de önce karalahana çorbası, kuru fasulye, sarma ve baklava yedik, evet hepsini yedik ve ardından da sohbet ettik.


Almanya’da babamla inşaatlarda çalıştık

Siz nasıl Galatasaraylı oldunuz?
Bazı insanlar doğuştan Galatasaraylı oluyor. Ben onlardanım. Rizeliyim. Amcamın oğullarıyla cikletlerden çıkan futbolcu fotoğraflarını toparlardık. Köyde iki ya da üç radyo vardı. Radyo olan evlerin gençleriyle arayı iyi tutar, radyodan maç dinlerdik.


İlk maça ne zaman gittiniz?
1972 yılında babam Almanya’ya giderken beni yanına aldı. Rize’den İstanbul’a geldik. O dönemde Rize’den gelenler ilk olarak Kasımpaşa’ya gelirdi. Babam da Beni Almanya’ya yanında götürmek için yaşımı büyütmüştü, işte ilk o zaman İstanbul’a geldim. Babam bir tanıdığın otelinde beni bıraktı. Galatasaray’ın maçı vardı. Stadyum nerede bilmiyordum. O dönemde maçlar İnönü Stadyumu’nda oynanırdı. Ben Gümüşsuyu’na kadar yürüdüm. Stada girmeden yukarıdan o seyircileri ve uzaktan birkaç oyuncuyu gördüğümde dünyalar benim oldu. Sonra çıktım, bu sefer de oteli arıyorum. Babama maça gittiğimi ama stadyuma girmediğimi söyledim. Babam, “Keşke bana söyleseydin” dedi, inan Almanya’ya götürmesine sevindiğim kadar sevindim buna da. n Almanya’da ne yaptınız?
İnşaatlarda çalışıyorduk. Çok çalıştık. Orada da radyom vardı ama yattığımız yerde radyo Türk kanallarını çekmiyordu. Baraka gibi bir yerde yatıyorduk, demir tellerden anten yaptım, oradan da maçları dinledim.


 Akşamları babama pilav yapar, çamaşırlarını yıkardım


Kaç yıl kaldınız Almanya’da?

Almanya’da 16 ay kaldım. Babam dönmemi istemedi ama ben “Dönüp askerliğimi yapacağım, burada çalıştığım gibi Türkiye’de de çalışsam para kazanırım” dedim. Almanya’da hiç izin yapmıyordum. Hafta sonları da evlere işe gidiyordum, badana, tamirat yapıyordum. “Privat” diyorlardı, peşin para alıyordum o işlerden, o para da bana çok tatlı geliyordu. Babam ise hafta sonları gezerdi. Ben hafta sonları da çalışınca iyi para biriktirdim. Akşamları da mesaiye kalıyordum, harç makineleri yıkardım, temizlik yapardım. Almanlar da beni severdi ek mesai yazarlardı. Ayrıca akşamları da babama yemek yapardım, çamaşırlarını yıkardım, pilav yapmayı öğrenmiştim, tencerenin ortasına tahta kaşığı dikerdim. Bir de babam yemeği beğenmez bana fırça atardı. Kardeşlerimi, annemi çok özlüyordum ama para kazanma hırsı da vardı bende.


Minibüs şoförüyken bir Mercedes geldi ve hayatım değişti


Dönünce ne yaptınız?

Askerlikten sonra minibüs aldım. Bir gün Edirnekapı-Habibler hattında şoförlük yaparken minibüsün önüne bir Mercedes geldi, içinden iki adam indi. Biri Niyazi Adıgüzel, diğeri Bedrettin Dalan. Bana, fabrikaları olduğunu, onlara servis yapıp yapmayacağımı sordular. Beni fabrikalarına götürmek istediler. Onlar önde ben arkada gidiyoruz. Git git bitmiyor. Korktum, yanımda da kardeşim var. “Kapıları kilitle” dedim ve geri dönmeye başladım. Önümü kestiler, “Ne oldu?” diye sordular. “Abi siz bizi kaçırıyor musunuz?” dedim. Bu sözümden etkilenmişler. Fabrikanın ileride olduğunu söylediler. Az sonra göründü fabrika ve hayatım değişti.


Servise başladınız...
Evet. İşçilerle çok iyi anlaşıyordum, herkesin sevdiği biri olunca bana yol gösterdiler. Bir minibüs alıp “Şu hatta işlet” dediler. Ben her gün bir lira biriktirdim. Babam Almanya’dan döndüğünde de hesap cüzdanını önüne koydum, gözlerine inanamadı. Bir minibüs daha aldım. İşler öyle öyle büyüdü.


Şu anda Altur’da kaç kişi çalışıyor?
Şu anda 8 bin kişi çalışıyor. 78 bin kişiyi her gün işine götürüyoruz. Ayrıca araç satış yerim var. Avrupa’nın en çok araç satanları arasındaydık ama bu yıl ne olur bilemiyorum. Krizden çok etkilendik, işler durdu. Ayda 300 araba satarken şimdi ayda 30 araba satıyorum.


Komutanım maçtayken beni anons ettirerek buldu


Gelelim Galatasaray fanatikliğine... Biraz önce söz askerlikten açılmıştı...

Jandarma Bölge Komutanı’nın şoförüydüm. Adana’daydım. Jandarma olduğum için tüm maçlarda sahaya girerdim. Komutanla Kayseri’ye teftişe gittik. O hafta sonu Kayserispor-Galatasaray maçı vardı. Ben komutan teftiş yaparken taksiye atlayıp stadyuma gittim. Maçın en heyecanlı yerinde hoparlörlerden anons yapıldı. “Jandarma Bölge Komutanı’nın şoförü Abdurrahim Albayrak acele Alay’da bekleniyorsunuz” diye. Ben kalpten vuruldum! Maçın en heyecanlı yeri. Biraz geç çıktım stadyumdan. Komutanım beni bekliyor. “Neredeydin?” dedi. “Maçtaydım” dedim. Beni çok severdi, “Ne oldu maç?” dedi, ben “Müsaade etmediniz ki izleyeyim” dedi. Güldü.


Askerlikte de çok risk almışsınız...
Bir keresinde de Hatay’ı teftişteyiz. Daha önce Antep teftişindeyken maç dinlemek için kendime radyo almıştım. Bizim Trabzon’la maçımız vardı o hafta sonu. Gökmen gol attı, heyecanla sıçradım, radyoyu yere vurmuşum. Komutan da yukarıda, benim radyoyla elimde hoplayıp zıplamamı izliyormuş. Beni yanına çağırdı, “Ne yapıyorsun, maç mı dinliyorsun?” dedi. “Gökmen golü atınca radyoyu kırdım” dedim. Alay komutanının odasında dinledim maçı.


Siz hayatı maçlara göre mi planlanıyorsunuz?
Kesinlikle. Galip gelince problem yok.


Mağlubiyet karşısında ne oluyor?
Dünyayla bağlantım kesiliyor. Televizyonda tüm yorumları ve tekrarları izliyorum. Son Kocaeli yenilgisinde sabah 04.30’a kadar uyumadım. İşe gelince Galatasaray yenilmişse sekreterler yanıma gelemiyor.


Acıdan ve yediğimiz golden dolayı sabaha kadar bağırdım


Sizin serum şişesiyle maça gitme hikayeniz var, neredeyse ölüyormuşsunuz, ciğerlerinizden kan gelmiş...

O da var. Çok ciddi bir ameliyat geçirdim ciğerlerimden. 48 dikişim vardı. Herkes kötü durumda olduğumu biliyordu. Kadıköy’de Fenerbahçe-Galatasaray maçı vardı. Ben şoförüme, “Oğlum doktorlar benden maç bileti istiyor, iki bilet al gel” dedim. Plan yapıyorum. Bu arada doktorlar hastanede üşüyünce üstlerine siyah uzun bir palto giyiyor. Doktoruma “Arada dolaşırken üşüyorum bana o paltoyu bırakır mısınız?” dedim. Doktorum da bana inanıp bıraktı. Maç saati gelince o paltoyu üzerime aldım, direkt arabaya gittim. Şoföre “Yürü Kadıköy’e” dedim. Şoförüm “Abi yapma” diye ağlamaya başladı. Ben kaçıyorum. Bu arada elimde serum şişesi var, ayağımda da terlik. “Patron” diye ağlıyor şoför, yoğun bakımdan da yeni çıkmışım. Statta otururken ciğerimdeki kanlar serum şişesine boşaldı, biz gol yedik. Yanımda oturanlar suratımı görünce korkmuşlar, mosmorum. 2 saat içinde hastaneye geri döndüm. Herkes beni arıyor. Acil müdahale. Şoför söyledi maça gittiğimizi doktorlara. Bu arada tansiyon düşmüş, ciğerler kanama yapmış. 15 gün yanıma kimse giremedi. Yoğun bakımda kaldım. Korkunç ağrılar yaşadım. İlk gece sabaha kadar bağırdım ağrıdan, bu arada yediğimiz gol de aklıma geliyordu. Doktorum Cemalettin Ertekin Hoca sağ olsun beni topladı. Doktorum hâlâ hep kontrol eder beni.


Siz bu duruma engel olmak, duygularınızı, heyecanınızı biraz bastırmak için psikolojik yardım almayı ya da ilaç almayı hiç düşünmediniz mi?
İlaç verdiler. Aldım. Uyur gezer gibi oldum. Öyle maç mı izlenir? Ne anlıyorum belli değil. Böyle idare ediyoruz.


Bülent Korkmaz’a inanıyorum...


Siz şu anda yönetimde değilsiniz ama hâlâ futbolcularla çok yakından ilgileni-yorsunuz...

Sizle yemek yerken sağ olsun Bülent aradı. “Cumartesi sabahı direkt yanındayım” dedi. Duygulandım.


Sanırım yazmamda bir sakınca yok. Bu maç heyecenı sizi epey yordu, kalbiniz yoruldu, bir kez de kalp spazmı geçirdiniz. Şimdi de yani bu röportaj çıkmadan bir gün önce anjiyo olacaksınız...
Evet. Bülent Korkmaz da onun için aradı. Sağ olsun. Ben Bülent’i çok severim, ona inanıyorum.



Tüm bunları yaptığıma inanamıyorum


Son Galatasaray-Bordeaux maçında nasıl çektiler sizi? O görüntüleri izlediğinizde “Ne yapıyorum ben?” dediniz mi?

Ben hastaydım. Ağır grip geçirdim. Doktor izin vermedi, ben gittim Bordo’ya. Mesut Yılmaz, Sinan Uyanık birlikte gittik. Orada futbolcularla aynı oteldeydik, onlarla da konuştuk. Türk seyircilerin arasına oturdum, hoplayıp zıpladık. Hava soğuktu ama ben çok terledim. Sonra Mesut Bey bir gazeteci arkadaşına rastladı, onunla da oturduk sohbet ettik. Otele gidince ağırlaştım. İstanbul’a gelince iyice fenalaştım. Doktor hastaneye yatırdı. Buradaki Bordeaux maçı geldi, “Doktor gidemezsin” dedi. Mesut Bey Ankara’dan gelmiş, arkadaşlar toplanmış, maça gitmeye hazırlanıyoruz. Doktor izin vermiyor. Sağ olsun Mesut Bey ve arkadaşlar “Biz de maça gitmiyoruz, seninle burada izleyeceğiz” dediler. Sakindik. Gol yiyince ben çıldırdım. 3-1 olunca ben şıkıdım şıkıdım oynuyorum. Birden 3-3 olunca ben yine yıkıldım. Mesut Bey de arkamda oturuyor, onlar da beni çekiyorlarmış cep telefonuna. Kafa atıyorum, vuruyorum, 4’üncü golü defans oyuncusu dizinden çıkarıyor, Sabri önüne geliyor, o vuruyor, Arda üzerinden atlıyor, ofsayt verecek mi hakem bir ara duruyorum, sonra koşuyorum, gerisini hatırlamıyorum. İzleyince “Bunları ben mi yaptım?” diyorum. Koşuyorum televizyonda Sabri’yi görüyorum, televizyona sarılıp öpüyorum. İnanılır gibi değil!


Duramıyorsunuz değil mi? Çok heyecanlanınca belki bakmasanız, bir dışarı çıkıp gelseniz...
Ben frenleyemiyorum kendimi, kendime hakim olamıyorum. Bir kez de sanırım Kayseri maçıydı, yanımdaki iş adamı “Aman dikkat et yanımdaki doktorum beni yarın ameliyat edecek” diye bağırdı, o adamı tanımıyorum, doktormuş, ben sürekli adama sarılıyorum, kucaklıyorum.


Yönetime alınmamak kalbimi yordu


Kalp spazmı da geçirdiniz. Artık çok daha dikkat etmelisiniz ama siz o kalp spazmından sonra da maça gittiniz...

Sofya’da Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynayacaktık, orada oldu. O dönem de Fatih Altaylı yönetimde. Birlikte gittik. Onların bir arkadaşı vardı, takım da uyuyor, dinlenmeye geçmiş. “Birlikte gidelim ziyarete” dedi. Ben arabanın arkasında kalp krizi geçirdim. Beni hastanede yatırdılar. İdman saati geldi. Galatasaray doktoru yanımda. İdmanda futbolcular beni göremezse moralleri bozulacak. Ben orada da doktor yanımdan gidince serumu kopardım, çıktım hastaneden. Doktorum “Olamaz böyle şey, imza ver, öleceksin” dedi.


İnanamıyorum size...
Bu arada televizyonlar altyazı geçiyormuş. Ben ise gece kafamda kurmuşum. O dönemde aile problemi olanlar var. Futbolcu eşi bana geliyor, futbolcunun başkasından çocuğu olmuş, diğer kadın da bana geliyor. O maçta da o futbolcuya çok ihtiyacımız var. Durum fena. Benim aklımda hep bunlar var. Ve o idmandan sonra o futbolcuyu aldım, beynini yıkadım. “Sorunu ben halledeceğim, hanımınla anlaşacağım” dedim, maçta o arkadaş harika bir gol attı. Ve maçtan sonra golü bana armağan etti. Ben hastaneden kaçmasam kim ilgilenecek, 5.5 milyon dolar büyük para o zaman, o paraya da takımın ihtyacı vardı.


Son yönetim değişikliğinde son anda liste dışı kaldınız, çok kırıldınız mı?
Yönetime alınmamak beni çok üzdü. Demek böyle şeyler olabiliyormuş ama tesellim Galatasaray’ın şampiyon olması oldu. Kimseye kırgın değilim. Ama kalbim sanırım o dönemde biraz daha fazla yoruldu. Futbolcuların bana sevgisini, benim onlara sevgimi kimse bitiremez. Midede yara çıktı, cumartesi anjiyo olacağım. Biraz sakata geldim galiba.


Berna Hanım’a maçta yanıma oturma demiştim


Mesut Yılmaz’la dostluğunuzu herkes biliyor. Geçenlerde Mesut Bey bir tv programında Berna Hanım’ın belindeki rahatsızlıkta sizin de payınız olduğunu söyledi, nasıl oldu?

Sorma ya! Juventus maçıydı. İtalya-Türkiye arasında Abdullah Öcalan krizi yaşanmış. İlişkiler çok gergin. Mesut Bey de geçenlerde anlattı. İtalyan Başbakan, “Maça geleyim, maçı birlikte izleyelim” diyor. Mesut Bey de, bu teklife “Ankara’ya gelin sonra birlikte maça gideriz” diye cevap veriyor. İtalyan Başbakan Ankara’ya gelmeyince Mesut Bey de maça gitmiyor. Küçük oğlu Hasan çok iyi bir Galatasaraylı’dır. O maça gitmek istiyor. Küçük olduğu için de Berna Hanım onu yalnız bırakmıyor. Benim refakatimde maça gittik. Benim yanıma oturdu Berna Hanım. “Abla yanıma oturma” dedim. Ben ne yaptığımı biliyor muyum? Ben biz gol atınca birkaç kez Berna Hanım’a saldırdım, tekrar tekrar kendisinden özür diliyorum, kucaklaştık, eee sonra Berna Hanım bel fıtığı ameliyatı olmuş. Berna Ablam’ın ellerinden öperim.


Mesut Bey’in büyük oğlu Fenerli, sizin aranızda ne yapıyor Yavuz?
Kopenhag’taki süper kupa maçına geldi bizle Yavuz, ben orada onun fotoğraflarını çektim. O da bana orada “Bütün Türkiye bugün Galatasaraylı” dedi. O dönemde Belediye Başkanıydı Başbakanımız Tayyip Bey, o da Galatasaray’ı desteklemişti.
Muhteşem bir maçtı. Son dakikalarda herkes dua ediyordu. Orada herkes benim gibi çıldırmıştı.

 

http://gazetearsivi.org/tr/haber,detay/134-Altur_Turizm%E2%80%99in_sahibi_Abdurrahim_Albayrak:_Elimde_serum_sisesi_ayagimda_terlikle_stada_kostum.html

 



» Diğer Duyurular