Haberler / Duyurular

Taşımacılık sektörünün mercedes'iyiz

 Abdürrahim Albayrak, her gün 3500 araçla 63 bin kişiyi taşıyan Altur'un sahibi

Bundan 25 yıl önce bir tek minibüsle başladı işe. Şimdi, İstanbul'da 63 bin kişinin her gün evlerinden işyerlerine, işyerlerinden evlerine sağsalim ve zamanında ulaştırılmasını sağlıyor. Hergün servise çıkan 3500 aracın sorumluluğu ona ait. Emrinde 3700 kişi çalışıyor. O İstanbul'un servis kralı ve koyu bir Galatasaray taraftarı.

En büyük hayali Galatasaray'a sarı-kırmızı bir uçak satın almak. Şirketinin renkleri sarı-kırmızı, yemekhanedeki çatallar, bıçaklar sarı kırmızı, havlusu sarı kırmızı, Sırf renkleri sarı-kırmızı diye, Shell ve Pirelli'den bayilik almış. Ona kalırsa, sarı-kırmızı olsun, üç kuruş pahalı olsun.

Söz konusu kişi, minibüsçülükten servis imparatorluğuna uzanan, Altur'un sahibi, sarı-kırmızı renklere aşık Abdürrahim Albayrak...

Herkesin hayatında bir kader anı vardır, sizinki ne zamandı?
Birgün Edirnekapı'da durakta beklerken, arabamın yanında bir Mercedes duruverdi. İçinden iki kişi indi. Bana doğru yürümeye başladılar. Fabrikamızın servis hizmetini üstlenir misin, diye sordular. Ben de yaparım, dedim. Daha sonra birlikte fabrikaya gitmeye karar verdik. Onlar kendi araçlarıyla önüme düştüler, ben de minibüsümle onları takip etmeye başladım. Avcılar tarafına yöneldik. Git git yol bitmiyor. O zaman yıl 1977. Avcılar'da daha oturan falan yok. İstanbul'dan iyice uzaklaştık. Daha sonra beni bir telaş aldı ve birden minibüsü durdurdum. Ben durunca öndeki araba da durdu. Bana niye durduğumu sordular. Ben de, abi beni kaçırıyor musunuz? İstanbul bitti. Tabelada Edirne yazıyor, siz beni nereye götürüyorsunuz, dedim. İkisi birden gülmeye başladılar. Fabrikanın çok yakın olduğunu söylediler. Ancak bu diyalog aramızdaki iletişimin ısınmasına, çabucak kaynaşmamıza yol açtı.

Bu bahsettiğiniz iki kişi kimdi?
Bu bahsettiğim kişiler, Bedrettin Dalan ve rahmetli Niyazi Adıgüzel'di. O tarihte ne Bedrettin Dalan Belediye Başkanı ne de Niyazi Adıgüzel Ticaret Odası Başkanı'ydı. Sadece fabrikanın yönetim kurulu üyeleriydi. Fabrikaya vardığımızda, daha inşaat sürüyordu. Bu benim ilk işimdi ve tek arabayla servise rastladım. Zamanla fabrika büyüdü ve araba sayısı da arttı.

Daha sonra hangi şirketin servis işini aldınız?
Sümerbank Pazarlama Müessesesi ikinci işim oldu. Hiç unutmuyorum, o işi aldığım akşam, sabaha kadar uyuyamadım. Ve sonunda bugünlere kadar geldik. O zaman 40 kişi taşıyorduk, şimdi 63 bin kişiyi taşır hale geldik.

ZEYTİNİ DÖRT KEZ ISIRIRDIK
Çocukluk yıllarınız nasıldı, sıkıntı çektiniz mi?
Bu noktalara gelmeden önce çok fakirlik çektik. Hatta kahvaltı ederken annem zeytini bize bir defada yedirmezdi. Bir zeytini en az dört sefer ısırmak zorunda kalırdık. Böyle sıkıntılı bir geçmişten gelince insanlar işlerine dört elle sarılıyorlar. Günde neredeyse 16 saat çalışıyorum, ben.

O günlerde yaşadıklarınız sizi nasıl etkiledi?
Çocukluğumda tarlalara çay toplamaya giderdim. Tarlasında çalıştığım kişi hak ettiğim parayı o akşam verirse daha mutlu olurdum. O insan benim gözümde çok değerli olurdu. Ancak tabii bir ay sonra verenler de çıkıyordu. Onları da başka türlü değerlendiriyordum. Ben bunları bizzat yaşadığım için benim yanımda çalışan insanların maaşları bir gün bile sekmez. Nakit olarak ödememi yaparım. Hafta sonu dahi olsa maaşlarını aksatmadan öderim. Çünkü, kendim yaşadığım için iyi bilirim ki, çalışan insan parasını zamanında alıp cebine koyuyorsa kendisini kuş gibi hisseder. Bu yüzden çalışanların parasını gününde vermek benim en önemli prensibimdir ve şimdiye kadar da bu prensibimin dışına çıkmadım. Bu yüzden onlar da bana güvenir ve o güven çalışma tempolarına yansır.

Sıkıntılı yıllarınızda en büyük hayaliniz neydi?
Hayatımdaki en önemli olaylardan biri de ilk aldığım Mercedes otobüstür. Her akşam Allah'a dua ederdim, yeter ki, bir Mercedes otobüsüm olsun, o zaman canımı alabirsin, diye. Günün birinde bu dileğim de yerine geldi. Otobüsüme o kadar çok ilgi gösterdim ki, her gün yıkamaktan, silmekten neredeyse boyası kalkacaktı.

HER SABAH 6'DA KALKARIM
O günlerden sonra herhalde şimdi hayatın tadını çıkartıyorsunuzdur.
Şu anda 45 yaşındayım ve sabahın 10'una kadar uyuduğumu hiç hatırlamam. Muntazam bir şekilde her sabah saat 6'da kalkarım ve en az bir iki fabrikayı kontrol ederim. Böylelikle hem işverene işlerini takip ettiğimi gösteririm hem de çalışanıma, benim de onlar gibi çalıştığım mesajını veririm. Çalışma tempomla yanımda çalışanlara örnek olmaya çalışırım. Ne var ki, yanımda çalışan herkese teşekkür ederim, çünkü hepsi de bana ayak uydurmaya çalışmıştır.

Bu temponuzdan dolayı sizi tenkid eden oluyor mu?
Patron senin bu saatte burada ne işin var, git uyu, eğlenmene bak, diyen kesinlikle benim dostum olamaz. Patron gecenin geç saatlerine kadar çalışmanı takdir ediyorum diyen benim dostumdur.

Sizin için Servis Kralı diyorlar...

Şu anda İstanbul'da 63 bin kişiyi taşıyoruz. 3500 aracımız servis yapıyor. Bunların dışında, Altur'un sahip olduğu 125 araç daha var. Bunlar yedek olarak hizmet verirler. 3500 tane araç servis verirken bunların içinde 10-15 tanesi mutlaka arızalanır. 20-25 tanesi de kaza yapar. İşte elimizde bulunan yedek araçlar onların boşluğunu doldurur ve hizmeti aksatmadan yürütmeye çalışırız. Hani teknik direktörlerin bir lafı vardır biz liglerin Jaguarıyız ya da Limuziniyiz gibi. Biz de taşımacılık sektörünün Mercedesiyiz.

YETER Kİ SARI-KIRMIZI OLSUN
Haddinden fazla koyu bir Galatasaray taraftarı olduğunuz hakkında bir dedikodu var...
Galatasaray'ın aldığı kötü bir sonuç beni çok etkiler. Örneğin son Chelsea maçının akşamı uyuyamadım. GS'yı çok seviyorum hatta hastalık düzeyinde. Bu arada benim ikinci bir hastalığım daha var. Biri söylediğim gibi Galatasaray, ikincisi de hemşehrim Mesut Yılmaz. Kendilerini çok severim. Oğulları Hasan'la birlikte maça gider, Galatasaray'ı seyrederiz. Yavaş yavaş Berna Hanım'ı da maçlara alıştırmaya çalışıyoruz. Ancak büyük oğlu Yavuz Fenerbahçeli. O da bir gün doğru yolu görecek sanıyorum ama amcası Turgut Yılmaz koyu Fenerli. Amcası onun Galatasaraylı olmasını engelleyecektir.

Maçlarda kaçan gol pozisyonlarına tepkiniz nasıl oluyor?
Maç seyrederken de çok heyecanlıyımdır. Bağırırım, kendimi yere atarım. Çünkü kaybetmeyi sevmem, dayananam. Hatta yolda yürürken bile en büyük adım benimki olmalı. Bu özelliğim maçlara da yansıyor. Maç izlerken sırılsıklam olurum, ter içinde kalırım.

Galatasaraylı futbolcuları da maça sizin servis aracınız mı götürüyor?

Galatasaray takımını maçlara benim otobüsüm götürür ama bir hedefim var. Galatasarayım'a sarı-kırmızı bir uçak almak. En kısa sürede bunu gerçekleştireceğim çünkü bu benim hayalim. Şampiyon takıma şampiyonlara yakışır bir uçak alacağım.

Şirketinizin rengi de sarı kırmızı.
Rengi sarı kırmızı olduktan sonra, ne olursa olsun alırım. Örneğin benzim istasyonum var, Shell'in; sarı kırmızı olduğu için aldım. Lastik bayiliğim var, Pirelli'nin; onun da rengi sarı kırmızı. Ama benim normalde Goodyear almam gerekir. Çünkü sahibi Alp Yalman ama renkleri yüzünden Pirelli'yi tercih ettim.

Tatil günlerinizde ne yaparsınız?
Açık ve net olarak söyleyeyim ki, benim tatil günüm yok. Çünkü bizim çalıştığımız firmalar 365 gün çalışıyor. Bunun yanında tabii ki kendimize zaman ayırırız. Hafta sonları bütün işler bittiğinde çalışanlarımla birlikte binamızda okey, pişpirik oynarız. Ancak oyun demeyip küçümsemeyin, çünkü çok çekişmeli geçer. Herkes birbirini yapabildiğince kızdırır. Aramızda da ben patronmuşum, karşımda genel müdür varmış farketmez. Herkes eşittir ve arkadaştır, artık iş bitmiştir. Herkes haftanın stresini bu oyunlarla atar.

Benim iki hastalığım var. Biri Galatasaray, ikincisi de hemşehrim Mesut Yılmaz. İkisini de çok severim.
Galatasaray takımını maçlara benim otobüsüm götürür ama bir hedefim var. Galatasarayım'a sarı-kırmızı bir uçak almak.


KİMDİR?
1954 yılında Rize'de dünyaya gelir. İlkokulu Rize'de bitirir. Almanya'ya ilk gidenlerdendir, babası. Ancak onu yanında götürmemiştir. Babası birkaç yıl sonra Türkiye'ye dönüp bir dükkan açar. Ne var ki, işler iyi gitmeyince Almanya'ya geri dönmek zorunda kalır, ama bu sefer yanına oğlu Abdürrahim'i de alır.

Almanya'nın Frankfurt kentinde babasının yanında inşaatlarda çalışır, Abdürrahim. Daha sonra askerliğini yapmak için tekrar Türkiye'ye döner. Askerliği bitince Almanya'da biriktirdiği parayla bir minibüs alır ve memleketi Rize'de minibüs şöförlüğü yapar. Daha sonra akrabalarının baskısıyla İstanbul'a taşınır, Çünkü onlar İstanbul'da çalışırsa daha fazla para kazabileceğini söylemişlerdir.

İstanbul'da, Habibler Köyü'ne yerleşir, Söz konusu semtin neredeyse yüzde 40'ı Rizeli'dir. Edirnekapı-Habibler hattında minibüs şöförlüğü yapmaya başlar. İşler iyi gider ve zaman içinde babasının gönderdiği parayla ikinci minibüsünü alır. Daha sonra üçüncü, dördüncü derken birden o hattaki en fazla minibüse sahip kişi ünvanını kazanır.


http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/10/11/149174.asp


» Diğer Duyurular